Gecikmiş dil konuşma çocuğun alıcı ve ifade edici dil becerilerinin yaşından beklenen düzeyde gelişme gösterememesi durumudur. Çocuğun 2 yaşına geldiği halde birkaç anlamlı sözcüğü yoksa ya da 3 yaşına geldiği halde cümle kuramıyorsa ciddi bir dil sorunu var demektir. Dil ve konuşma gecikmesi 3 yaş altındaki dünya çocuk nüfusunun % 10’unda gözlenmektedir.

Aileler çocukta dil ve konuşma gecikmesinden şüphe ettiklerinde konuyla ilgili uzmana başvurmalıdırlar.

Gecikmiş dil konuşma terapilerinde çocuktaki dil ve konuşma gecikmesinin tıbbi ve davranışsal nedenleri araştırılmalı ve çocuğun bireysel özelliklerine uygun terapi hizmetleri sunulmalıdır. 


Takifemi:
Hızlı bozuk konuşma

Kekemelik: Konuşmanın akıcılığının tekrarlar, uzatmalar ve bloklarla kesintiye uğraması

Ses, hece, sözcük tekrarları ve uzatmaları, duraklamalar, konuşmaya başlamada zorluk gibi belirtilerle konuşmanın akıcılığı ve ritminde meydana gelen bozukluklardır.

Kekemeliğe dil ve konuşma bozuklukları ya da artikülasyon bozukluğu da eşlik edebilir.

Kişinin kekemelikle ilgili farkındalığı arttıkça gizleme ve önleme çabası görülebilir. Söyleyeceği şeyi söylemekten vazgeçme, zorlandığı sözcük yerine başka sözcük seçme, dolgu sözcükler kullanma ( işte, şey gibi) ve lafı dolandırma gibi kaçınma davranışları gözlemlenebilir. Kekemelik heyecanlanınca artar.

Genellikle 2-5 yaş diliminde ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur.

Oldukça sık karşılaşılan çocukluk çağı sorunlarından biridir. Her 100 çocuktan 4’ünü etkiler. Bu 4 çocuktan 3’ünde herhangi bir müdehaleye gerek kalmaksızın kendiliğinden ortadan kalkar. Ancak hangi çocuğun önceden düzeleceğini tahmin etmek mümkün değildir.

Birçok gelişimsel bozuklukta olduğu gibi erkeklerde kızlardan 4 kat daha fazla görülür.

Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda kekemeliğin nedenlerine ilişkin kesin bir sonuç elde edilememiştir. Ancak son dönemlerde yapılan araştırmalarda nörofizyolojik bir sorun olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. Kekeleyen ve kekelemeyen bireylerin beyin faaliyetlerinin belirgin şekilde farklı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kekeleyen kişilerin beyinlerinde konuşmayı düzenleyen sistemlerde bir bozukluk olduğunu göstermiştir.

Kekemelikte ailevi ve kalıtsal etkenlerin önemli rolü vardır. Kekeme bireylerin yüzde 40-60’ının ailesinde kekeleyen ya da yaşamının bir döneminde kekelemiş bir kişi vardır.

Kekemelik bazen kendiliğinden düzelebilir bazen de uygun terapilerle kontrol altına alınabilir. Kekemelik terapisinde temel amaç kekemeliği kontrol altına alıp akıcı konuşmayı sağlamaktır.


Çocukların konuşmasının gelişiminde gecikme ve veya konuşmada güçlük olarak tanımlanabilir. KSB; artikülasyon bozukluğu, fonolojik bozukluk gibi çeşitli alt kategorileri şemsiyesi altında toplayan bir durum olup; işitme kaybı, yarık damak gibi organik nedenler sonucu ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda yapısal ve nörolojik problemler konuşma sesi bozukluklarının nedenini oluşturmaktadır. Ayrıca bir çok çocukta belirgin bir organik, nörolojik ve fiziksel bir bozukluk olmaksızın nedeni bilinmeyen artikülasyon bozuklukları ve fonolojik bozukluklar görülebilmektedir.

Artikülasyon: Konuşmada yer alan çeşitli organların düzenli birbiri ardına belli bir dizgeye uyarak gerçekleştirdiği hareketler aracılığıyla konuşma seslerinin biçimlendirilmesidir. Yumuşak damak, küçük dil, dil, dişler, dudaklar, çene seslerin şekillenmesini sağlayan artikülatörlerdir.

Artikülasyon bozukluğu, kişinin belirli sesleri üretmekte güçlük çekmesi veya yanlış ses üretmesidir

Kapı- tapı, ray-yay, sakal-takal,vb.

Fonolojik Bozukluk: Her dilde sesler belirli dilbilgisel kurallar çerçevesinde bir araya getirilir ve kullanılırlar. Sesbilgisel bozuklukta çocuk bu kuralları edinip bir araya getirmede güçlük çekebilir. Hecelerin yerlerini değiştirebilir, bir ses yerine diğerini kullanabilir veya ses ekleyip düşürebilir. Sesletim ve sesbilgisel bozukluk birbiri içine geçmiş bozukluklardır ve beraber de ayrı ayrı da görülebilirler. Örneğin, çocuk ‘kitap’ sözcüğü yerine ‘tikap’ ya da ‘kipat’ sözcüklerini kullanabilir. Bu tip yanlışlar sesletim bozukluğunu değil sesbilgisel bozukluğun göstergesi olabilir. Sesbilgisel bozukluğun terapisi, sesletim terapisinden daha uzun ve yoğun yapılabilir.

KSB olan çocuklarda erken tanılama ve müdahale çok önemlidir. Dil ve konuşma bozuklukları alanında çalışan uzmanlar; değerlendirme, probleme yönelik terapi planlamasında ve uygulamasında rol alırlar. KSB terapisinde bilimsel olarak kanıtlanmış, bir çok yaklaşım vardır. KSB olan çocukların terapisi her çocuğun problemine ve ihtiyacına göre özel olarak hazırlanmalıdır.



AFAZİ

Bir beyin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan edinilmiş dil bozukluğudur. Motor konuşma yetersizliği ile ortaya çıkan gelişimsel dil ve konuşma bozukluklarını (dizartri) kapsamaz. İlişkili hasarlar, okuma bozukluğu (aleksi), yazma bozukluğu (agrafi), ve becerili hareketlerin bozulması (apraksi) olarak bilinirler. Adı geçen sendromlar afaziye eşlik edebilir ya da bağımsız olarak ortaya çıkabilirler.

Afazi herhangi bir beyin hasarına bağlı olarak ve genellikle sol serebral hemisferde ortaya çıkar. Çoğu afazi ve ilişkili hasarlar beyin krizine, beyin travmasına, serebral tümörlere ve dejeneratif bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkar. Dil üretiminin nöroanatomik yayılımı oldukça geniştir; sonuç olarak pek çok afazi sendromu gözlenebilir. Hastalar, konuşmanın fonetik üretimini, konuşmanın anlaşılabilme yetisini, tekrarlamayı, sözcük adlandırmayı, okumayı veya yazmayı kaybedebilirler.

Afazi bir hastalık değil, beyin krizine bağlı olarak gelişen bir durumdur. Belirtiler genellikle ani başlangıç gösteren bir beyin krizi veya travma ile ortaya çıkar. Tartışmalı olmakla birlikteyaş iyileşmede önemli bir faktördür. Bazı çalışmalar 70 yaş sonrasını afaziden iyileşmeye uygun bulmazlar. 

Afazili hastalarda dil ve konuşma terapisinin ilk adımı hastanın oldukça ayrıntılı olarak değerlendirilmesidir. Dilin her bileşeninin tek tek ve her açıdan test edilmesi gerekir. Değerlendirme spontan konuşma, adlandırma, tekrarlama, işitsel anlama , konuşma üretimi, okuma yazma gibi dile ait bilgi toplanacak tüm modülleri kapsamalıdır ( Maviş, 2007).

Afazide gerek değerlendirme gerekse terapide önerilen çeşitli yaklaşımlar vardır. Değerlendirmeler farklılaşsa da, terapiler bir şekilde hasarlanan dil modalitelerinin çalışılmasına yönelik alıştırmalara odaklanır. Afazinin apraksi ile görüldüğü durumlarda öncelikle apraksi, afazinin dizartri ile görüldüğü durumlarda ise önce dizartri terapilerinin başlatılması ve gerekli iyileşmenin izlenmesi halinde afazi yetersizliklerinin ele alınarak devam edilmesi uygundur .



APRAKSİ

 

Konuşma apraksisi ya da dispraksi olarak bilinen sözel apraksi hastanın söylemek istediklerini soğru söylemede zorluk çektiği bir konuşma bozukluğudur. Bu durum, konuşma kaslarının ( yüz, dil, dudak kasları gibi..) zayıflığına bağlı olarak gelişmeyebilir. Konuşma apraksisinin şiddeti ağırdan hafifeklinde giden oranlarda değişebilir. Konuşma apraksisinde 2 önemli tipten bahsedilir; edinilmiş ve gelişimsel konuşma apraksisi.

Edinilmiş konuşma apraksisi her yaştaki insanı etkileyebilir. Genellikle yetişkinlerde gözlenir. Beynin konuşmayla ilgili bölümlerinin hasarlanması nedeniyle var olan konuşma yetilerinde kayıp ya da yetersizlik şeklinde çıkar. Beyindeki hasar, inme (strok), beyin travması, tümör veya beyni etkileyen bir başka hastalıktan kaynaklanabilir. Edinilmiş konuşma apraksisi, konuşma üretimini etkileyen kas zayıflığı (dizartri) ile ya da sinir sistemine gelebilecek bir hasarla (afazi) birlikte oluşabilir.

Gelişimsel konuşma apraksisi genellikle çocuklarda ortaya çıkar ve doğumdan itibaren gelişir. Kızlardan çok erkek çocukları etkiler. Bu bozukluğun bilinen diğer isimleri gelişimsel sözel apraksi, gelişimsel sözel dispraksi, sesletim apraksisi ve çocukluk apraksisidir.

Gelişimsel apraksi çocukların normal akranlarına göre daha yavaş bir konuşma gelişimi izledikleri konuşma gecikmesinden farklıdır. Gelişimsel konuşma apraksisinin nedenleri henüz bilinmemektedir. Gelişimsel konuşma apraksisi olan çocukların kendilerini ifade edebilmekten daha farklı sorunları vardır. Bunlar konuşma sorunlarını ve zayıf sözcük dağarcığı, yanlış gramer, okuma yazma, matematik, uyum, motor beceri sorunları veya çiğneme gibi dil sorunlarını içerir.

Konuşma apraksisinin hangi türü olursa olsun hastalarda farklı konuşma özellikleri ve belirtileri gözlenir. En belirgin özellik hastanın sözcükleri oluşturan sesleri ve heceleri doğru dizinine koyarak sesletebilme zorluğudur. Uzun ve karmaşık sözcükler kısa ve basit sözcüklere göre sesletim açısından zorlaşabilir. Konuşma apraksili bireyler konuşurken tutarsız sesletim hataları yaparlar. Örneğin çok zor bir sözcüğü önce doğru olarak söyleyip, sonradan bir kez daha tekrarlayamazlar ya da zorluk çektikleri sesleri bir gün çok iyi söylerken, bir diğer gün zorluk yaşayabilirler. Hastalar doğru ses ve sözcük için deneme ve yanılmalarda bulunurken doğru modeli sesletene kadar defalarca tekrarlama yaparlar. Bu arada, bir başka göze çarpan özellik olarak, yanlış prosodi kullanımları dikkat çeker. Ritm ve vurgu düzensizlikleri de öne çıkabilir.

Terapi vakanın değerlendirilmesiyle başlar. Dil ve konuşma terapistleri apraksi terapisinde farklı yaklaşımlar kullanırlar. Çoğunlukla ses, sözcük ve sözcük öbeklerinin tekrarlarına dayanan terapiler tercih edilenler arasındadır. Terapiler kişiye göre bireysel uyarlanır, ve diğer sorunları da birlikte tedavi etmek amacıyla desenlenir. Her hasta terapiye farklı yanıt verir, bazıları diğerlerine göre daha başarılı olabilir. Konuşma apraksili hastalar çoğunlukla bire bir ve yoğun terapiye gereksinim duyarlar. Aileden alınan destek ve cesaret çok önemlidir.

Doğuştan olan bir çeşit ağız ve yüz şekil bozukluğudur. Çocuk doğar doğmaz fark edilir.

Hamileliğin ilk haftalarında fetüsün gelişimi sırasında dudağın iki parçası ve üst çene kemiği bir araya gelir. Bu iki bölgede birleşmenin durması veya gecikmesi durumunda yarıklar oluşur.

Toplumda 1/700 oranında konjenital olarak görülür ancak daha çok bir sendroma eşlik edebilir ( di george, apert..)

Dudak yarıklığı hamileliğin 4. haftasında, damak yarıklıkları ise hamileliğin4-8. haftaları arasında dudak-damak dokularının orta hatta birleşmesinin durması sonucu oluşur.

Nedeni hem genetik hem de çevresel etkenlere bağlıdır; ailede ddy öyküsü, annenin hamilelik döneminde sigara kullanımı ddy olasılığını iki katına çıkarır. Bunun dışında gebelikte alkol kullanımı, kızamıkçık, A vitamini fazlalığı, şeker hastalığı, folik asit eksikliği ve bazı epilepsi ilaçları ddy’de rol oynamaktadır.

Dudak yarıklığı ameliyatları ilk 3 ay içinde damak yarıklığı onarımları ise 12-18 aylar arasında yapılmaktadır.

Yarık damak ve dudak vakalarının bir çoğunda konuşma sesi bozuklukları ve rezonans bozuklukları görülmektedir. Dil ve konuşma terapisinin amacı YDD’li bireyin ihtiyaçlarına uygun dil ve konuşma terapileri düzenlemektir.


Yaygın gelişimsel bozukluk (YGB ), bir çeşit şemsiye kavram olup, bu başlık altında temelde benzer, ama ayrıntıda birbirinden farkları olan, otizmle ilgili değişik bozukluklar yer alır. Pratikte YGB yerine otizm yelpazesi terimi de kullanılmaktadır. Bu büyük şemsiye altında başlıca atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu, çocukluğun dezentegratif bozukluğu gibi otistik belirtilerin görüldüğü çeşitli tablolar vardır. Bu bozukluklarda hemen her türde dil ve konuşma bozukluğuyla karşılaşmak olanaklıdır. Hatta otizm ve ilgili rahatsızlıkların en temel ve en göze çarpan belirtileri dil ve konuşma alanlarındadır.

Otizmde, gelişimsel dil bozukluklarının bütün tiplerine rastlanır. Ama tümünde değişmez bir şekilde bozuk olan alan, dilin toplumsal amaçla kullanımıdır. ( pragmatik alan)

Yaygın gelişimsel bozukluklarda dil ve konuşma terapisi bireyin dil ve konuşma özelliklerinin ayrıntılı olarak değerlendirilip bireysel özelliklerine uygun terapiler uygulanmasını içerir.

DİZARTRİ

 

Dizartri; merkezi sinir sistemi ve/veya çevresel sinir sistemi ya da her iki sistem hasarlarına bağlı olarak konuşmanın üretim boyutunda kas kontrolünü etkileyen bir grup motor konuşma bozukluğudur. Dizartri, afazi gibi bir dil bozukluğu değildir; demans gibi bir bilişsel bozukluk da değildir; ya da anormal bir anatomik yapıdan kaynaklanan bir bozukluk değildir. Basit bir anlatımla dizartri, konuşma düzeneğini kontrol eden kas kontrolünde anormallik, koordinasyon bozukluğu, paralizi veya zayıflık sonucu konuşmanın solunum, sesleme, rezonans, sesletim ve prosodik özelliklerinin etkilendiği; dolayısıyla anlaşılabilirlik özelliğinin sınırlandığı bir konuşma üretimi bozukluğudur.

Dizartri terapisi ayrıntılı ve etkili bir değerlendirme sonucu ile bağlaşık yürür. Değerlendirme sonuçları hastanın terapiden yarar sağlayıp sağlamayacağı, nasıl bir terapi yapılması gerektiği, hangi işlevler ya da bileşenler üzerinde durulması gerektiği ve terapide önceliklerin ne olması gerektiğine ilişkin bilgi sağlar.


Disleksi
, kişinin normal veya üstün zeka düzeyinde olmasına rağmen okuma, yazma ve dil becerilerinde problem yaşamasına sebep olan özel öğrenme bozukluğudur. Genellikle okuma bozukluğu şeklinde gözlemlenen disleksi, dikkat ve hafızayı da etkilemektedir.